Blue Jean - Nisan 2010
AFM ile anlaşarak Reversing Time albümünüzü 2008'de
yayınlamıştınız. Yurtdışında nasıl yorumlar aldınız bu albüm hakkında?
Oganalp: Reversing Time çok iyi yorumlar ve kritikler aldı. Elbette birkaç dergiden olumsuz puanlar geldi ama aldığımız 90'a yakın kritiğin 80'den fazlası albüme 8 ve üzeri puan verdi. Zaten bu 90 kritiğin 3-4 tanesi hariç hepsi yabancı kaynaklıydı. Birçok dergi ve radyo ile röportaj gerçekleştirdik. Özetle grubun tanıtımı açısından son derece başarılı bir dönem ve üründü.
Neverland ismiyle verdiğiniz yurtdışı konserleri oldu diye
hatırlıyorum. Prog-Power festivali bunlardan birisiydi, bunlar nasıl
geçti?
Oganalp: Neverland ismiyle yurtdışında sadece Prog Power festivalinde çaldık. Festival son derece eğlenceli ve başarılıydı bizim açımızdan. Hollanda'da beş gün geçirdik ve birçok arkadaş edindik. Sahnedeyken seyircilerin parçalarımızı ezbere söylediğini görmek gözlerimizi doldurmadı diyemem. Zaten festivalden sonra yabancı bir çift yanımıza gelip, bizim parçalardan birini düğünlerinde evlilik şarkısı olarak seçtiklerini söyleyince iyice koptuk, son derece güzel anlardı. Bunun dışında yurtdışı konserlerini Ophidia ile başlatmayı umuyoruz. Şu an birkaç görüşmemiz var ve yabancı bir tur şirketimiz oldu, sonuçları göreceğiz.
"Reversing Time"ın yurtiçindeki yankısı nasıl oldu? Türk
dinleyicisi yeterince ilgi göstermedi gibi... Bu konuda bir siteminiz
var mı?
Oganalp: Sitemimiz yok çünkü Türkiye'de hiçbir zaman yeterince iyi ilgi görmezsiniz, sanatın herhangi bir dalıyla uğraşıyorsanız. Belirli konumlardaki belirli insanların yalakalığını, yandaşlığını yaparsanız sizi yerlere göklere sığdıramayan bir kitle oluyor. Bunu yapanların çoğu sadece bunu yaptıkları için de çabucak kaybolup gidiyorlar. Biz ilk kurulduğumuz günden beri kimseye sırf çıkar uğruna yakınlaşmayacağımızı söyledik, yaptıklarımızla anılacağımızı söyledik. Bu sebeple de Türkiye'de promosyon adına çok fazla bir yer bulamadık. Bugün hala daha bizi özellikle umursamamaya çalışan insanlar var. Yine de bir sitemimiz yok. Ancak insanlar neden artık websitemiz İngilizce, tur operatörümüz yabancı diye sorduğunda sanırım cevabı yukarıdaki satırlarda bulacaklardır. Reversing Time Türkiye özel baskısı olarak çıktı, alternatif ve genişletilmiş bir versiyon olarak. Bu baskının çoğu kopyasını internet aracılığıyla yurtdışındaki koleksiyoncular ve fanlar aldı. Buradaki fanlarımızı ve dinleyenleri gerçekten seviyoruz ve yakınız ama ülkenin potansiyelinin üzerinde bir çaba gösterip enerjimizi yok yere harcamamaya çalışacak kadar da tecrübe edindik geçtiğimiz 9 yılda.
"Ophidia" albümüne gelelim. Bu albümün konseptini anlatabilir
misiniz? Biraz daha gerçek dünyaya ayaklarını basan bir hikaye var
sanırsam...
Oganalp: Aslında ilk albümde de dünya düzeninde olan biten şeyleri eleştiren parçalar vardı ama temel olarak daha duygusal endeksliydi. Ophidia ise direkt eleştirisel yaklaşıyor. Kurgu temalı sadece iki, üç parça var, geri kalan parçalar ya Orta Doğu'da oynanan oyunları, ya gençlerin kandırılıp tarikatlara sokulmasını, ya da insanların kabul etmediği ama herkesin içinde olan kötülük duygusunu işliyor. Bu ana tema dışında, Robert Jordan'ın Zaman Çarkı serisini kapsayan iki parça ve ne yazık ki 2008'de kaybettiğimiz dostumuz Mike Baker'ın anısına yazılmış bir parçamız var.
Çok dikkat çekici, devasa bir yılanın bir şehri paramparça ettiği
bir kapak ile karşı karşıyayız. Bu konsepti besleyen bir kapak
çalışması mı, yoksa nedir:)
Oganalp: Evet, kapaktaki yılan insanların içindeki kötülüğü simgeliyor. Her insanın içinde bireysel çıkarları doğrultusunda beslediği bir yılan var bizce. Bu yılan sinsice besleniyor ve büyüyor. Toplumsal boyutlara geldiğinde ise yıkımı herkesi, her şeyi yok edecek kuvvette. Ophidia yılanlar ile ilgili, yılan familyası gibi anlamlar taşıyor. Ancak kimi yerlerde alt anlam olarak “mutlak kötülük” ya da “kötülüğe tapma” anlamı da var. Albüme ismini veren Ophidia parçası da zaten kötülüğün gözünden bu olayı ele alıyor. Hatta öyle ki, kötülüğün kendisi bile insanların bu kadar kolay etkilenip onu güçlendirebileceğine hayret ediyor.
Konsept albümler birçok açıdan zordur. Müzisyen için belli bir
hikayeye sadık kalınması sınırlayıcı olabilir. Diğer yandan dinleyici
açısından şarkıların konsept içinde kendi bağımsızlıklarını ilan
etmesi zor olabilir, siz bu konsept albümü yaparken hangi noktalarda
zorlandınız ve bu engelleri aşmak için neler yaptınız?
Oganalp: Bu albümü yapmak bizim için aslında çok da zor olmadı. Ophidia'daki parçaların çoğu Reversing Time üretim sürecinde yazılmaya başlanmıştı. Elbette plak şirketinin sabrını biraz zorladık, onlardan ekstra süreler isteyip yazımı uzatarak hehe. Ama genel olarak zorlandığımız kısım parçaları ya da albümün fikrini oluşturmaktan ziyade prodüksiyon süreciydi. Daha planlı, programlı işler yapmak istedik, bu da zaten olan disiplinimizi iyice pekiştirmemizi gerektirdi. Dürüst olmak gerekirse ben Reversing Time sürecinde çok daha fazla saç ağırtmışımdır.
Albümün müzikal çizgisinden bahsedelim. İlk albümle ve Dreamtone'un
çalışmalarıyla kıyasladığınızda "Ophidia" nerede duruyor, bir olgunluk
albümü diyebilir miyiz?
Oganalp: Ophidia kesinlikle bugüne kadar yaptığımız en olgun, en özgün ve en kuvvetli çalışma. En azından bize öyle geliyor. Parça yazımları üzerinde çok daha fazla kafa patlattık. Orkestrasyonlar, aranjmanlar, performans gibi konularda çok ince eledik sık dokuduk. Konuk sanatçı seçiminde yine düşünerek isimler çağırdık. Hepimiz katkımızı en tepeye taşıdık. Ophidia kapak çalışmasından sözlerine, enstrümanlarından konuklarına kadar, sanırım yaptığımız en büyük iş. Albüm için bir klip çektik ve diğer promosyon fikirleri üzerine de çalışıyoruz.
Geçen defa Hansi Kürsch, Tom Englund ve Michael A.Baker ile
çalışmıştınız. Bu defa Jon Oliva, Edu Falaschi ve Urban Breed konuk
olmuş Neverland'e. Bu isimleri nasıl tavladınız?:) Neden bu isimleri
seçtiniz? Şarkıları yazarken özellikle bu vokalistlere yönelik mi
yazdınız yoksa bu vokalistler sonradan mı dahil oldu?
Oganalp: En gurur duyduğumuz yönlerden biri bu aslında. Bugüne kadar hiçbir konuğumuzu tavlamadık, sadece demolar gönderdik ve beğenirlerse projede yer almalarını istedik. Zaten Jon Oliva gibi, Amerika'nın en çok satan 3. turnesini yapan birini de başka türlü ikna etmeniz zordur. Parçaları yazarken konuklar elbette aklımızda geziniyordu ancak konuk bağlama aşaması bir günde olan bir şey değil. Ortalama bir konuk diyaloğu 3-6 ay arasında sürüyor. Bu süreçte parçayı, albümü anlatma, demo kayıtları, konukların demo kayıtları ve tam kayıtların gelmesi falan derken neredeyse bir yıllık süreye yayılıyorsunuz. Öyle ki, 26 Mart 2010'da çıkacak albümün konuk sanatçıları Nisan 2009'da çoktan belirlenmiş ve kayıtlarına başlanmıştı. İsimleri seçme konusunda ise zaten The Mountain King olarak bilinen Jon Oliva'yı açıklamamıza bile gerek yok, ben Gutter Ballet'ler, Sirens'lar, Handful of Rain'ler ile büyüdüm. Edu ise Angra'dan takip ettiğimiz, çok yetenekli bir isim ve bir süredir ortak çalışmayı istiyorduk. Angra çok büyük bir grup, bizim buralarda bilinmese de dünya çapında Blind Guardian'a denk bir ünleri var. Urban breed ise benim yıllardır favori vokalistlerimden biridir. Tad Morose fanı olan biriyim zaten, bu sebeple çok düşünmedim bile ismi bizimkilere önerirken hehe. Zaten albümde de sağolsun, kendini aştı Urban. İnanılmaz iyi bir performansı var.
Mountain King'den onun için yazdığınız şarkı hakkında bir yorum geldi mi?
Oganalp: Haha, Haziran'daki (2009) Ankara konserinde, kuliste beraber nakaratı bile söyledik! Parçayı gönderdiğimizde hiç tereddüt dahi etmeden kabul etti Jon Oliva. Kayıtlar sonunda ise benim demoda yaptığım vokallerin olmasını da istedi, beraber renk çok güzel oluyor diye. Parça ile ilgilenmeyen biri için fazlaca fikri vardı parça üzerinde, dolayısıyla sonuç da güzel oldu. Ayrıca bildiğimiz klasik Savatage tadının dışına da çıkıldı biraz, bu yüzden ayrı bir hava yakaladık.
Ophidia ile dikkati çeken en önemli özellik albümün sound'u. Çok
kanallı, çok üst düzeyde mükemmel bir sound çıkmış ortaya. Yine kanlı
canlı bir orkestra var sanırım. Bu sound nasıl çıktı?
Oganalp: Haha, yakaladık sizi! Bu sefer orkestra yok ama hem parça yazımında, hem de yazım aşamasından sonra kayıt aranjmanları ve tonlamalar üzerine kafayı o kadar patlattık ki, orkestra ile çalışmak daha kolay olabilirdi belki de… Şu an Ophidia'nın herhangi bir parçasını direkt olarak bir orkestranın önüne koysak, ekstra aranjman gerekmeden çalabilirler. Hep bu yönde plan yaparak yazım yaptığımızdan zaten sonuç da oldukça güzel oldu. Albümün en çok vakit alan kısmı klavye kayıtları oldu. Üzerinde 3-4 ay çalışıldı ama çalıştığımıza da değdi, ne yalan söyleyelim. Biz ilk günden beri “Türk grup – Yabancı grup” kavramına biraz uyuz oluyoruz. Bu sebeple amaç hep “müzik grubu” olmak ve eğer uluslararası şartlar kayıt kalitesi gerektiriyorsa, biz de bunu sağlarız dedik. Bugün kayıtlarımız yabancı gruplar ile denk hatta birçoğundan iyi hale geldi, bize mühendis soran yabancı gruplar var artık. Bu albümde de Şebnem Ferah, Demir Demirkan, Sertab Erener gibi yerel isimler ile yıllarca çalışan Erim Arkman ve Nightwish, Children of Bodom gibi isimlerin tercihi Mika Jussila ile çalıştık. Ha, bir de herkes çok seviyor söylemeyi zengin grup diye, demeden edemedim; Bunların parası için de geceli gündüzlü işlerde çalışıp biriktirdik hehe.
"Dreamtone & Iris Mavraki's Neverland" bu albümde daha çok
Dreamtone imzasıyla ortaya çıkmış gibi. Vokallerde senin ağırlığın
hissediliyor. Bu bilinçli bir tercih miydi?
Oganalp: Biraz bilinçliydi, biraz zorunluluk eklentisi ile dozajı yükseldi. Bu albümdeki parçalar benim sesime daha uygun düzenlenmişti, öyle tercih ettik grupça. İlk albümde daha klasik mantıkta parçalar varken, bu albümü power-progresif olarak düşündük, bu da Iris'in vokallerini ayrı bir ses olmaktansa bütünün bir parçası yapmaya yöneltti bizi. Öte yandan, albüm kayıt sürecinden hemen önce, Iris'in küçük oğlu bir kaza geçirdi ve Iris kayıtlarda ucu ucuna yer alabildi, bunun da performansında etkisi büyük oldu, bazı partisyonları bilerek çıkartmamız gerekti. Tatmin olmayacağımız bir şey koymaktansa, az ama öz olsun istedik.
Dreamtone neler yapıyor? Neverland'in başarısı Dreamtone'un da
yurt dışına açılmasına ön ayak olur diye konuşmuştuk, bu konuda bir
gelişme var mı?
Oganalp: Neverland ve Dreamtone aynı şeyler artık. Biz Neverland ismini Dreamtone'un uluslararası adı olarak görüyoruz ve böyle tanıtıyoruz. Başlangıçta bir proje gibi başlamıştık ama Iris bir grup elemanı oldu, bu durumda iki farklı gruba gerek yok, tüm elemanlar aynıyken. Ophidia'yı dinleyen herkes basbas bu Dreamtone diyecektir zaten. Müzik birleşti, fikirler birleşti dolayısıyla ayrı ayrı iki grubu yönetip, aynı işleri yapıp iki katı masraf yapmaya gerek yok. Nasıl bir maçta takım ilk 11'de iki kaleci ile sahaya çıkmıyorsa, aynı işi yapan iki grup olmaya da gerek görmedik. Zaten tüm gücümüzü Neverland adı altında toplayınca bu güç arttırımı hemen kendini belli etti ve ilk meyve Ophidia. Dreamtone bizim bir adımımızdı, hala aynı yerde sapa sağlam duruyor. Sadece adı Neverland.
"Reversing Time" üzücü bir gelişmeyle geçen sene kaybettiğimiz
Mike Baker'ın son vokal kayıtlarını içermiş oldu. Mike Baker hakkında
neler söyleyebilirsin?
Oganalp: Bu albümde Mike Baker'ın konuk olmasını düşünüyorduk. Ölümünden 4 gün önce konuştum kendisiyle, yeni albüm yapmak isteyip istemediğini sordum, Mike ise beraber komple bir albüm yapabileceğimizi söylemişti. Bu fikri bizimkilerle paylaştım, çok güzel falan derken Gary'den üzücü haber geldi. Dürüst olmak gerekirse hala Reversing Time parçasını dinlerken kendimi kötü hissediyorum. Ben çok uzun zamandır Shadow Gallery fanıyım. Onur ve Emrecan da Shadow Gallery'yi çok seven insanlar. Bu haber sonrasında hiçbirimiz kendimizi iyi hissetmedik, hissedemezdik de. Mike benim tanıdığım en eğlenceli ve samimi insanlardan biriydi, çok yazık oldu.
Neverland'in yakın vadeli ve uzun vadeli planları neler?
Oganalp: Konserler, tatil, besteler, kayıt, albüm, konserler, tatil, besteler, kayıt, albüm… Bir de müzisyenlerin hayatı çok sıradışı derler, her şey rutine bağlı hehe. Şaka bir yana, önümüzde yurtiçinde ve dışında planladığımız konserler var, yavaş yavaş duyurmaya başladık. Bunlar üzerinde çalışacağız. Ophidia'yı yeterince tanıttıktan sonra da yeni albüm üzerinde çalışmaya başlarız sanırım. Bu aralar kafamda yeni albüm fikirleri dönmeye başladı benim. Ama Emrecan kızıyor bana, geçen gün “Yuh, dur biraz” dedi. Aceleciyimdir ben biraz…